| |
Taklit mal ticareti üzerinde patent, faydalı model, endüstriyel
tasarım, coğrafi işaret ya da ticari bir hak olan herhangi bir malın
aynısının ya da tüketiciyi yanıltacak kadar benzerinin, ilgili konuda hak sahibi
olan kişinin izni olmaksızın herhangi bir başka kişi tarafından
herhangi bir şekilde ticari hayata sunulması, yani ticari amaçla üretilmesi,
pazarlanması, stoklanması, elde bulundurulması veya teklif edilmesi demektir. Piyasada
en çok rastlanan marka taklitleridir. Zira marka taklidi hem çok kolay
hem de en az masraflı olanıdır. Çünkü bir etiketin ya da işaretin
hazırlanarak ürünün uygun olan yerine ya da ambalajına konulması önemli
bir teknik bilgi, para ve zaman gerektirmemekte ve minimum fiziki koşulların
varlığı durumunda kolayca gerçekleştirilebilmektedir. En azından
biraz teknik bilgi ve teknoloji biraz da yatırım ve zaman gerektirdiği için
endüstriyel tasarım taklitleri, marka taklitlerinden sonra ikinci sırayı almaktadır.
Patent taklitlerine ise piyasalarda diğerlerine oranla çok az rastlanmaktadır.
Türkiye'de
1994 ve 1995 yıllarında çok önemli hükümler içeren sınai
mülkiyet mevzuatı yürürlüğe girmiş, bugüne
kadar yaklaşık 3 yıl gibi bir süre geçmiş, bu konuda ortaya
çıkabilecek durumlar ve uğranabilecek zararları açıklayıcı bilgiler,
basılı yayınlar, seminerler ve sempozyumların yanısıra medya aracılığı ile
özellikle ve öncelikle ilgili kişilere ve tüm kamuoyuna değişik
zamanlarda ve değişik biçimlerde anlatılmış olmasına rağmen,
sayıları azalmakla birlikte, bugün ülkemizde hala ileriyi göremeyen
ve bu konudaki mevzuatın değiştiğini bilmeyen ya da mevzuat değişmiş
olsa bile uygulamanın değişmediğini sanan, kısa yoldan ve başkalarının
haklarına tecavüz ederek haksız kazanç elde etmenin yasal olduğunu
düşünen kişiler faaliyetlerine devam etmeye çalışmaktadır.
TAKLİTLE KAZANILANLAR VE KAYBEDİLENLER
Konu başlığımız
olan Taklit Mal Ticaretinin Kazandırdıkları ve Kaybettirdikleri'ni irdelerken konuya
iki açıdan bakmak gerekir. Ülkenin sanayi açısından konumu, ekonomik
durumu ve uluslararası platformdaki yeri bakımından taklitçiliğin ülkeye
kazandıracakları ve kaybettirecekleri, sanayicilerin ve tacirlerin alışkanlıkları,
gelişmeler hakkındaki bilgileri ve zihniyetleri dikkate alınarak, taklitçilik
sayesinde kazandıkları ve kaybettikleri.
Ulusal Sanayı ve Ekonominin Gelişmesi
Açısından Taklitçilik
Bir ülkede
taklitçiliğin, yani piyasaya çıkan her türlü yeni
ve özgün ürünün taklit edilmesinin devlet tarafından desteklenmesinin
sanayinin hızlı gelişmesine yardımcı olacağı nedeniyle yararlı olduğu
söylenebilir. Bu düşünme, sanayisi hiç olmayan ya da
sanayisi gelişmemiş olan ülkeler için bir dereceye kadar
geçerlidir. Bu gibi ülkelerde sanayinin belirli bir altyapıya ulaşabilmesi
ve kendine özgü yeni çalışmaları yapabilecek bilgi birikimine
erişebilmesi için başkaları tarafından, yani başka ülkelerde
geliştirilmiş buluşların ve ürünlerin taklit edilmesine
göz yumulabilir. Bu gözyummada, insanlar birşeyleri taklit etsinler,
bu şekilde bazı şeyler öğrensinler ve böylece yeni bazı
şeyler ortaya çıkarabilecek bilgi birikimini oluştursunlar mantığı
hakimdir. Bunun yanlış olduğu söylenemez, az gelişmiş
ülkelerde taklitçilik bazı şeylerin öğrenilmesi sonrası
kendi özgün ürünlerin üretilmeye başlandığı
zamana kadar desteklenmelidir. Taklitçiliğin bu uygulamadaki yararı
sanayinin yaratıcı yeteneklerini ortaya çıkarmasıdır. Taklitçiliğin
yaratıcılığa dönüşmesi; o ülkedeki sanayinin belirli
bir gelişmişlik düzeyine ulaşması, aynı tür ürünleri
üretenlerin sayılarının çoğalması, sanayicilerin hem kendi sınırları
içinde hem de uluslararası alanda birbirleriyle rekabet etmeye başlaması
anlamındadır. Böyle bir noktaya gelindiğinde taklitçiliğin
tüm hukuki yöntemlerle önlenmesi zorunludur. Aksi takdirde taklitçilik
kopyacılığa dönüşmeye başlar. Kopyacılık ise sadece
yabancı ürünlerin kopyalanması biçiminde değil aynı zamanda
ve daha fazla yerli ürünlerin kopyalanması biçimde gelişir.
Serbest
rekabet koşulları oluşamaz, haksız rekabet yaygınlaşır ve önlenemez
Bu da vücuttaki kanser gibi yayılarak ülkenin sanayisinin ve dolayısıyla
ekonomisinin çöküşü sonucunu doğurur. Bu nedenle
taklitçiliğin yaratıcılığa dönüştüğü
andan itibaren taklitçiliğin, kopyacılığın ve korsanlığın
önlenmesi, patent, faydalı model, endüstriyel tasarım, marka ve coğrafi
işaret gibi sınai mülkiyet hakları ile fikri hakların etkin biçimde
korunması önemle gerekir. Bugün Türkiye'de aynı sektörde birden
fazla büyük ve güçlü firmanın varlığı bunların
birçoğunun birçok yabancı firma ile işbirliği yaptığı,
bazılarının uluslararası alanda yabancı firmalarla kıyasıya rekabet ettiği,
firmalarımızın sadece yurtiçinde değil yurtdışında da birbirleri
ile rekabete girdiği gerçeklerini görüp değerlendirdiğimizde,
Türkiye'nin, taklitçiliğinin yaratıcılığa dönüşmesi
aşamasına gelmiş bir ülke olduğunu rahatça ifade edebiliriz.
Bu nedenledir ki taklitçiliği caydırıcı ve önleyici bir dizi mevzuat
1994 ve 1995 yıllarında yürürlüğe girmiştir.
Bugünkü
dünya koşullarında taklit malların uluslararası ticareti de mümkün
değildir. Zira, bir ülke taklit cenneti olmayı yeğlese dahi ürettiği
taklit malları sadece kendi sınırları içinde pazarlayabilecektir. Kısaca Türkiye
için taklitçiliğin hiçbir yararı olmadığını açıkça
söyleyebiliriz.
Sanayici ve Tacirler Açısından
Taklitçilik
1995 yılına
kadar sınai mülkiyet haklarının korunması ve taklit mallar ile ilgili mevzuatın
eksik oluşu ve bu durumlara karşı yaptırımlar ve cezaların yetersizliği
ve caydırıcı olmayışı, ülkemizi taklit mal üretimi ve pazarlaması
için uygun bir ortam haline getirmişti. Bu ortam büyük küçük
çok sayıda sanayicimizin öncelikle yabancı malları daha sonra hızla artan
biçimde yerli ürünleri ve kısaca birbirlerini taklit eder hale gelmesine
neden olmuştur. Bu durum yeni ve özgün ürünler üretmek,
marka yaratmak isteyen dürüst ve yenilikçi sanayicilerimiz açısından
önemli zararlar meydana getirmiştir. Türkiye'nin yurtdışında
bugüne kadar tanınan ve aranan bir marka yaratmamasının ana nedeni de budur.
İşte yıllarca böyle bir ortamda üretim ve pazarlama yapmaya alışmış
birçok sanayicimiz ve tacirimiz, bu alışkanlıklarından kolay vazgeçememektedir.
Bu nedenle taklitçilik açısından sanayicilerimizi değişik
gruplarda değerlendirmek ve taklitçilikle ne kazanıp ne kaybettiklerini
irdelemek gerekmektedir. Taklitçiliğe yaklaşımlar açısından
üretici ve pazarlayıcıları, yeni mevzuat ve bu mevzuatın tanıtımları sonrasında
ortaya çıkan durumu ve sanayicilerimizin konuya bakış açılarını
dikkate alarak üç şekilde değerlendirmek gerekir.
1. Dürüst ve Ticari Ahlakı Ön Planda
Bulunduran Sanayiciler Açısından Taklitçilik
3 yıl önce
yürürlüğe giren yeni, mevzuatı, getirdiği yaptırımları
ve cezaları iyi öğrenen dürüst ve ticari ahlakı ön planda
tutan bu sanayicilerimiz, ürettikleri malın taklit olup olmadığını ya
da ihlal ya da tecavüz durumunun var olup olmadığını araştırmakta,
eğer ürün taşıyor ise ya bu ürünü üretmek
ve pazarlamaktan vazgeçmekte ya da lisans alarak yasal yollarla üretime
devam etmekte, kendi özgün markalarını önce Türkiye'de sonra
ihracat yaptıkları ya da yapmayı planladıkları ülkelerde usulüne uygun
olarak tescil ettirme yoluna gitmektedirler. Bu grupta yer alanlar, ekonomik ya da
cezai işlemlere maruz kalmamakta, sadece yeni bir sisteme adaptasyon için
geçen zamanı kaybetmektedirler. Bu gruptakiler birinci ligde oynamayı hedefleyen
ve bu yaklaşımları ile bunu hakeden çok yakında Avrupa'ya çıkabilecek
nitelikte olanlar olarak kabul etmek gerekir.
2. Eskiden Olduğu Gibi Bildiği Yolda Devam
Edenler Açısından Taklitçilik
Bu tür
taklitçiler 1995 yılında yürülüğe giren yeni sınai mülkiyet
mevzuatını öğrenmemek için büyük direnç göstermekte
ya da öğrenememekte, getirdiği yaptırımların ve cezaların uygulanmayacağını
düşünmekte ve eskiden olduğu gibi üretim ve pazarlamaya
devam etmektedirler. Bu grupta yer alanlar, ya kendilerine ya da yakın çevrelerindeki
bir başkasına karşı açılan ya da sonuçlanan dava sırasında
gerçekleri farketmekte ve bilgilenme yoluna gidip yukarıda açıklanan
birinci gruba terfi etmektedirler. Bu terfiyi tercih etmeyenler yaşamlarının
belirli bir sürecini hapiste geçirmeyi ve daha sonra zoraki de olsa birinci
gruba terfi etmeyi tercih etmektedirler. Kaybettikleri itibarı ve hapiste geçirdikleri
zamanı karşılamayacak oranda az bir miktar para kazanabilmekte, bunu da ödedikleri
tazminat ile fazlasıyla kaybetmektedirler.
3. Taklit Mallarını Tescil Ettirip Başkalarını
Engellemeye Kalkanlar Açısından Taklitçilik
Bunu oluşturanlar,
yeni mevzuatı ve yaptırımlar ile cezaları öğrenmekle birlikte, taklit
olan mallarını marka, tasarım, patent ya da faydalı model olarak tescil ettirmeye
çalışmakta böylece hem taklit mal üretimine devam edebileceklerini
hem de piyasadaki rakiplerini ortadan kaldırabileceklerini sanmaktadır. Bunların
bir kısmı biran için rakiplerini zor durumlara düşürmeyi başarmış
gibi gözükseler de sonunda kaybetmektedirler. Bu grupta yer alanların büyük
bir kısmı hem haksız rekabet hem de tescilli haklara tecavüz davalarına maruz
kalmakta, 2 yıla kadar hapis cezası olan suçları işlemektedirler. Bunların
hapiste geçirecekleri zamanın uzunluğu ve ödedikleri tazminat
ve cezaların büyüklüğü nedeniyle birinci gruba terfileri
ya çok zor olmakta ya da hiç olmamaktadır.
Taklitle Mücadelede Türkiye
Hangi Noktada
Taklitle
mücadele konusunda çok kısa zamanda çok kesin sonuçlar
almayı beklememek gerekir. Zira yeni mevzuata sanayiinin adaptasyonu ve bunu özümsemesi
kısa zamanda gerçekleşemez. Ayrıca taklit mal ticaretinin bir ülkede
hiç olmaması da mümkün değildir.Çünkü taklite
karşı en etkin önlemlerin alındığı ve uygulandığı ülke
olan Fransa da bile taklit hiç yok değildir.Taklitle mücadelede
hedeflenmesi gereken amaç, oranı minimuma indirmektir.Türkiye'de bugüne
kadar gözlenen gelişmeler iyi yolda gidildiğini göstermektedir.
Herkesin
mevzuata uyması ve taklit mal ticaretinin minimuma indirilmesi;taklite karşı
yürürlükte olan mevzuat,uluslararası anlaşmalar,uygulamalar,yaptırımlar
ve cezalar hakkında tüm sanayicilerimizin ve kamuoyunun bilgilendirilmesi ve
eğitimi ile mümkündür.
Taklitle Mücadele Konusunda Türkiye'de
Yapılması Gerekenler
Taklit
mal ticaretinin kaybettirecekleri konusunda ilgili tüm kesimlerin daha çok
bilgilendirilmesi,sadece taklit mal üretenlerin değil bunun ticaretini
yapanların,stoklayanların,teklif edenlerin ve hatta ticari amaçla elinde bulunduranların
tümünün aynı oranda suçlu olduğunun herkes tarafından
bilinmesi,uygulamalarla ilgili bilgilerinin arttırılması,daha hızlı karar almak üzere
bu konu ile ilgili ihtisas mahkemelerinin kurulması önemle gerekmektedir.
Taklit Mal Ticareti Konusunda Sanayicilerin
Yapması Gerekenler
• Sanayicilerimizin
öncelikle kendi özgün markalarını önce Türkiye'de ve daha
sonra ihracat yaptıkları ya da yapmayı planladıkları ülkelerde kesinlikle tescil
ettirmelidirler. Bu onların ticari yaşamlarının temel koşullarından biridir.Aksi
takdirde üretim ve ticaretleri engellenebilir ve zarara uğrayabilirler.
• Sanayiciler
ve tacirlerin, iştigal eden kişilerin taklit mal üretim ve pazarlamasından
özellikle kaçınmaları gerekir. Zira bu yolla hak sahiplerine verilen
zararların tazmin edilmesinin yanısıra, yüksek para ve hapis cezalarına çarptırılma
sözkonusudur. Bu konuda verilmiş cezaların var olduğunu unutmamak
gerekir.
• Sanayicilerin
çok önceden bilinen ve herkesce yıllardır üretilen buluşların
ya da tasarımların tescili yoluna gitmemeleri gerekir. Zira böyle bir durumda
tescil yolunu tercih edenlerin 2 yıla kadar hapsi sözkonusudur.
• Herhangi
bir kişinin cebindeki, bir dükkanın kasasındaki, bir bankanın veznesindeki
parayı sahibinin izni olmaksızın herhangi bir şekilde almak ya da çalmak
ile, üzerinde herhangi bir sınai mülkiyet ya da ticari hak bulunan bir
mal ya da hizmetin taklidini yaparak piyasaya sunmak arasında hiç bir fark
olmadığını unutmamak gerekir.
DÜNYADA ve TÜRKİYE'DE TAKLİTÇİLİĞİN
HUKUKİ BOYUTU
1995 yılı
öncesinde hem ulusal hem de uluslararası hukukta, taklitle mücadele konusunda
eşit kurallar yani hukuki harmonizasyon bulunmamakta idi. Hukuki belirsizlikler
nedeniyle birçok ülkede taklit mallar yasalara uygunmuş gibi piyasalara
girmişti. Ancak 1 Ocak 1995 tarihinde yürürlüğe giren
ve Türkiye de dahil 132 ülkenin taraf olduğu Dünya Ticaret
Örgütü (DTÖ) Kuruluş Antlaşması ve onun ekinde yer
alan önemli kurallar ve yaptırımlar içeren Ticaretle Bağlantılı
Fikri ve Sinai Mülkiyet Hakları (Trade Related Aspects of Intellectual Property
rights-TRIPs) Anlaşması ulusal ve uluslararası alandaki her türlü
endüstriyel ve ticari ilişkilerde sınai mülkiyet haklarının etkin
korunması ve taklit mal ticaretinin önlenmesi ilkesini zorunlu hale getirmiştir.
Böylece ulusal hukukların eşitlenmesi ve uluslararası ticaret için
gümrüklerde gerekli önlemlerin alınması zorunlu hale gelmiştir.
Bu zorunluluğun ulusal hukuka yansılıtılması için ülkelere gelişmişlik
düzeylerine bağlı olarak değişik süreler tanınmıştır.
Bu hukuki düzenlemeleri zamanında yapmayan ya da yapılan hukuki düzenlemeleri
etkin biçimde uygulamayan ülkelere, diğer ülkeler tarafından
ticari ilişkilerin dondurulması, ek gümrük vergileri ya da kotalar
koyulması gibi önemli yaptırımların uygulanması durumları söz konusudur.
1995 Öncesi ve Sonrası Türkiye'de
Hukuki Boyut
Taklit
mal ticareti ile ilgili olarak Türkiye'deki 1995 öncesinde hukuki durumu,
sınai mülkiyet haklarının korunması ile ilgili yürülükteki mevzuat
ve taraf olunan uluslararası anlaşmalar açısından açıklamak gerekir.
1995 öncesinde Türkiye'de sadece 1879 yılında yürülüğe
giren İhtira Beratı Kanunu ve 1965 yılında yürürlüğe giren
551 sayılı Markalar Kanunu yürürlükte idi. Türkiye uluslararası
anlaşmalardan da sadece WIPO Sözleşmesi ve Paris Sözleşmesine
taraf idi.
Diğer
uluslararası anlaşmalar taraf olmadığı gibi sınai mülkiyet haklarının
korunması ile ilgili diğer konularda özel bir mevzuata da sahip değildi.
Sadece Türk Ticaret Kanununun haksız rekabet ile ilgili 56,57 ve 58 inci maddeleri
taklit mal ticaretini engellemeye yönelik olarak uygulanmakta idi. Bugün
de yürürlükte olan bu maddelere göre uygulanacak cezalar ve yaptırımlar
yeterli ve caydırıcı değildi.
Dünyadaki
gelişmeler, Avrupa Topluluğu ile Gümrük Birliği ve
Dünya Ticaret Örgütü Kuruluş Anlaşması hükümleri
karşısında, Türk sanayinin uluslararası rekabet gücünü
arttırmak ve yabancı sermaye ve yatırımlar için uygun ortam yaratmak amacıyla
1990'lı yılların başlarında benimsenen Türkiye'de etkin bir sınai mülkiyet
koruması sağlama hedefi, 24 Haziran 1994 tarih ve 544 Sayılı Kanun Hükmünde
Kararname, kapsamında Türk Patent Enstitüsü'nün kurulmasıyla
başlamıştır. Bu çalışmaların hemen arkasından 24 Haziran
1994 tarihinden 7 Kasım 1995 tarihine kadar geçen 1 yıl 5 aylık çok
kısa süre içinde; 2 Kanun, 6 Kanun hükmünde Kararname ve 13
Yönetmenlikten oluşan mevzuat yürürlüğe konulmuştur.
Bu düzenlemeler ile hem buluşlar, endüstriyel tasarımlar, markalar
ve coğrafi işaretlerin uluslararası standartlarda korunması sağlanmış,
hem de bu tür ürünlerin sadece taklit edilmesi değil, bunun
yanı sıra üretilmesi, piyasaya sunulması, satılması, teslim edilebileceği
hususunda icapta bulunulması, ithal veya ihraç edilmesi veya ticari amaçla
elde bulundurulması halleri karşısında hem verilen zarar ve ziyanın tazmini
hem de 1 milyar liraya kadar para ve 4 yıla kadar da hapis cezaları yürürlüğe
girmiştir.
Uğur G. Yalçıner
Türk Patent Enstitüsü Başkanı
|
|