| |
Türk Rekabet Yasası
metni içinde fikri ve sınai mülkiyet haklarına ilişkin herhangi
bir madde veya ifade yer almamasına karşın fikri ve sınai mülkiyeti düzenleyen
yasa ve yönetmelikler AB Rekabet Hukuku'nun önemli bir bölümünü
teşkil etmektedir. Bu bakımdan Türk Rekabet Yasası içtihadı içinde
de fikri ve sınai mülkiyete ilişkin hususların yer alması beklenmelidir.
Fikri ve sınai mülkiyet
hakları ve rekabet mevzuatı, her ikisi de, aynı amaca hizmet eden mevzuatlar olarak
değerlendirilebilir. Zira her ikisinin de amacı rekabeti korumak, geliştirmek
ve her birey için hakkına uygun eşit rekabet şartları oluşturmaktır.
Ayrıca her ikisinin de nihai amacı ekonomik veya teknik gelişmenin sağlanması
ve sonuç olarak bundan tüketicinin yarar sağlamasıdır.
Dolayısıyla esas itibariyle
aynı amaca hizmet etmelerinden dolayı bu iki mevzuat birbiri içine geçmiş
mevzuatlardır. Bir bilgi ve/veya yeniliğin, bir hakkın hak sahibi tarafından
kullanılması ve/veya kullandırılması imkanı getirerek, koruma altına alınmasının
amacı aslında rekabetin eşit şartlar altında yapılmasını sağlamaktır.
Herhangi bir mülkiyet
hakkının dikey ve/veya yatay ilişkideki bir diğer firmaya devri ile
iki firmanın birbirleriyle ilişkiye girmesi rekabet mevzuatının uygulanmasını
gerektirmektedir.
Hakim durumun kötüye
kullanımı hariç olmak üzere firmalar arası bir ilişki söz
konusu olmadığı taktirde mülkiyet hakları rekabet mevzuatından bağımsız
bir mevzuat olmaktadır.
Bir mülkiyet hakkının
devri ile ortaya çıkan firmalar arası ilişkiler ve bu ilişkilere
rekabet mevzuatının uygulanması konusundaki en iyi iki örnek franchasing ve
teknoloji transferi sözleşmeleridir.
Avrupa Birliği'nde
uygulanan Rekabet Mevzuatı bu sözleşmelere rekabet kurallarından grup
olarak muafiyet imkanı getirmektedir.
Franchising grup muafiyeti
aynı teknik bilgi, marka ve özelliklerle aynı mal satışı yapan firmalar
arası anlaşmaların rekabet mevzuatında belirtilen şartlarda muaf tutulmasını
sağlamaktadır. Yani herhangi bir firmaya ait olan teknik bilginin ve markanın
korunması sağlamak için rekabet mevzuatının uygulanmasından kısmen
de olsa vazgeçilmektedir. Burada rekabetin bozulması uğruna korunmak
istenen teknik bilgi ve bu teknik bilginin geliştirilmesidir.
Aslında sonuç
olarak rekabet de bozulmamakta ve hatta rekabetin gelişmesi korunmaktadır.
Zira teknik bilgi ve marka gibi hususlar önemli rekabet gücü faktörleridir.
Bu faktörlere sahip olunması kuruluşlara rekabet ortamında üstünlük
sağlamaktadır. Firmalar bu üstünlüğe sahip olabilmek
için teknik bilgi ve markayı geliştirme arayışı içine girmektedirler.
Bu teknik bilgi ve marka korunmadığı ve taklit edildiği takdirde firmaların
bu konularda rekabet etmelerine gerek kalmayacak ve rekabetin gelişmesi de
bu şekilde engellenecektir.
Benzer bir durum teknoloji
transferi grup muafiyetinde de söz konusudur.
Teknoloji sahibi bir
kuruluş bunu başka bir kuruluşa devrettiği zaman satışa
yönelik bazı rekabeti bozucu sınırlamalar getirebilmektedir. Ancak bu sınırlamaların
kötüye kullanıma yol açmaması gereklidir.
Burada da korunan önemli
bir rekabet gücü faktörü olan teknolojidir. Teknoloji sahibini
belirli şartlarda korumak rekabeti bozucu olarak görülmemelidir.
Herhangi bir pazarda firmalar birbirleriyle rekabet edebilmek için teknolojiyi
geliştirmek zorundadır. Yatırılan teknoloji korunmadığı takdirde firmaların
teknolojiyi temin etmeleri kolaylaşacak veya hiçbir firma herkese mal
olabilecek korunmayan bir teknolojiyi yaratma peşinde olmayacaktır. Böylece
teknoloji geliştirme yoluyla oluşan rekabet ortamı ortadan kalkacaktır.
Özet olarak, fikri
ve sınai mülkiyet hakları ve rekabet mevzuatı her ikisi de rekabetin oluşmasını
ve gelişmesini sağlayan mevzuatlardır. Herhangi bir kötüye
kullanımın söz konusu olmadığı takdirde mülkiyet hakları rekabeti
bozmak yerine aynen rekabet mevzuatı gibi rekabeti geliştirme amacına hizmet
etmektedir.
Dolayısıyla mülkiyet
hakları çerçevesinde tanınan rekabeti bozucu uygulamaların kullanılmamaları
büyük önem taşımaktadır. Mülkiyet hakkının korunmasından
ziyade ağırlıkla rekabeti bozma amacı taşıyan her türlü uygulama
kötüye kullanma olarak kabul edilebilir.
İki mevzuat arasındaki
dengenin ekonomik gelişme, uluslararası rekabet gücü ve tüketicinin
yararları dikkate alınarak kullanılması gerekmektedir.
Koç Holding
Avrupa Birliği ve Ekonomik
Araştırmalar Koordinatörlüğü
|
|