TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Muharrem Yılmaz'ın 43. Genel Kurul Toplantısı Konuşması

TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanlığı’nın kolay bir görev olmadığını, işten ve aileden fedakârlık gerektirdiğini biliyorum. Bu görevin ne tür sorumluluklar içerdiğinin de bilincindeyim. Yönetim Kurulu’ndaki arkadaşlarımla birlikte, TÜSİAD’ın tüzüğü, değerleri ve amaçları doğrultusunda görevimizi yerine getirmeye çalışacağız. Başarılı olabilmemiz, bizim gayretimiz kadar sizin desteğinize ve katkılarınıza da bağlıdır. Bunu bizden esirgemeyeceğinizi düşünüyorum.  

Derneğimiz hem kurum olarak, hem de üyelerinin çalışmaları sayesinde, Türkiye’nin gerçekleştirdiği atılımların ve dünya sahnesindeki itibarlı varlığının mimarlarından birisidir. Bununla gurur duyuyorum, hep beraber gurur duymalıyız. Bugüne kadar; dışa açık, rekabetçi piyasa ekonomisini savunageldik. Böyle bir ekonomik sistemin de, ancak bireysel özgürlükler, girişim özgürlüğü, hukukun üstünlüğü ve düzgün işleyen bir yargı sistemi ile gerçekleştirilebileceğini ve sürdürülebileceğini anlatmaya çalıştık.

Sayın Boyner, Yönetim Kurulu Başkanlığı döneminde bu ilkeler doğrultusundaki kararlı duruşuyla toplumumuzun hafızasına yerleşti. Benim de üyesi olduğum Yönetim Kurulumuz döneminde gösterdiği liderlik ve yüksek performansıyla bizlere örnek oldu, keyifle anacağımız ve gurur duyacağımız bir çalışma dönemini bizlere sağladı. Ümit Hanım’a teşekkürü bir borç biliyoruz. Sağ olun, hep yakınımızda olun, Sevgili Başkanım.

TÜSİAD’ın kurulduğu yıllarda temel işlevi özel teşebbüsün ülke kalkınmasındaki rolünün anlaşılmasını sağlamaktı. 1980’li yıllarda piyasa odaklı dışa açık bir ekonominin kurum ve kurallarıyla işlerlik kazanması mücadelesine katkıda bulunduk. Soğuk Savaş’ın bitmesinin ardından yeni dönemin ruhuna uygun olacak şekilde demokrasimizin derinleşmesi için uğraştık. 2000’li yıllarda demokrasi mücadelesinin ve çağdaş normlara ulaşmanın bir yolu olarak AB üyelik sürecine destek verdik.

2010’ların Türkiye’si de, dünyası da geçmişten çok farklı. Ülkemizin ekonomik ilişkileri ve dış politikasındaki oyun alanları çok çeşitlendi. Türkiye’nin son on yıldaki ekonomik ve diplomatik performansı, dünya koşullarının da etkisiyle ülkemizi yeni uluslararası sistemin önde gelen aktörleri arasına kattı. Ekonomimiz büyüdü, faaliyet alanları genişledi, çeşitlendi… Özel teşebbüs yurt sathına yayıldı. Türkiye’nin müteşebbisleri yeni pazarlar yarattılar, buralarda büyüdüler.

Tüm bu gelişmelerin sonucu olarak ilgilenilecek konu başlıklarımız, temsil alanlarımız arttı. Birçok konuda daha fazla derinleşme ve uzmanlaşma gereği ortaya çıktı. Yönetim Kurulu seviyesinde üstlenilmesi gereken yeni sorumluluklar gündeme geldi. Bu nedenle, az önce onayınızla Yönetim Kurulu’nun üye sayısını 12’ye çıkarttık. Öte yandan, bu düzenlemeyle, genişleyen üye tabanının Yönetim Kurulu’nda daha iyi temsil edilmesini de sağlamış olduk.

Önümüzdeki dönem, kurumsal birikimimizin tüm gücüyle seferber edilmesi gereken bir dönem olacaktır. Zira, dünya düzeninin yeniden yapılandığı bir ortamda, ülkemizin karşı karşıya kalacağı siyasi, ekonomik, sosyal ve dış politika tercihleri, geleceğimizi şekillendirecektir. Bu tercihler, halkımızın refah seviyesini, yaşam kalitesini, gelişmişlik düzeyini ve ülkemizin dünyadaki yerini yakından etkileyecektir.   

Yapmış olduğumuz değerlendirmeler ışığında, Yönetim Kurulumuzun görev yapacağı dönemde öncelikli olarak ele almayı planladığımız konuları ana hatlarıyla sizlerle paylaşmak istiyorum.

İlk olarak; bu yıl Meclis’teki Uzlaşma Komisyonu’nun yeni Anayasa çalışmasını tamamlamasını ümit ediyoruz. Bu çalışmaların sonucunda, bireyi merkeze alan, hak ve özgürlük alanlarını kısıtlamayan, erkler arası dengeyi gözeten, yargı tarafsızlığını ve bağımsızlığını sağlayan bir temel yasaya sahip olmak en büyük beklentimizdir. TÜSİAD olarak bu sürece, elimizden gelen bütün katkıyı yapmaya devam edeceğiz.

Yeni Anayasa, Türkiye’nin kronikleşmiş sorunlarının çözümü için de önemli bir adım atılmasını sağlayacaktır. Son bir ayın gelişmeleri kamuoyumuzun toplumsal barışa ulaşmak için meşru tüm yöntemlerin denenmesini desteklediğini göstermektedir. Bu bağlamda, gerek terörün bitirilmesi, gerekse Kürt meselesinin çözüme ulaştırılması yolundaki tüm çabalara destek veriyoruz.

Ekonomik açıdan, 2008 krizinden hızlı çıkmış olmakla beraber, bu çıkışın 2009-2010 yıllarında makroekonomik dengesizliklere neden olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu nedenle, 2011 yılından itibaren bu makroekonomik dengesizlikleri gidermek amacıyla, bir dizi istikrar önlemi gündeme geldi. Bu önlemler başarıyla uygulamaya kondu ve ekonomide yumuşak iniş gerçekleşti.

Bugüne kadar başarıyla uygulanmış olan para ve maliye politikalarını disiplinle devam ettirmek, ekonominin istikrar içinde gelişebilmesinin ön koşulu olmaya devam ediyor. Ancak, içinde bulunduğumuz düşük büyüme sürecinden süratle sıyrılmak için, sürdürülebilir büyümenin temel bileşeni olan mikro reform önlemlerinin hızla ele alınması gerekmektedir. Bu çerçevede, rekabet gücünü etkileyen tüm yatay kesen unsurları sanayi stratejisi bağlamında yakından takip ederken, diğer yandan da, sektör politikalarını dikkatle izleyecek ve sektör kuruluşlarıyla işbirliğine ve çalışmalarını desteklemeye devam edeceğiz. Bu çerçevede, üyelerimizin sektörel kuruluşlarında etkin bir varlık göstermelerini ve bu işbirliğine yardımcı olmalarını bekliyoruz.

Hükümetimizin mikro reform alanlarında çözüm üretmek amacıyla gündeme getirdiği - Yeni Teşvik Sistemi, Sanayi Stratejisi, Girdi Tedarik Stratejisi ve Güvenceli Esnek İstihdam Programı gibi- girişimler, TÜSİAD’ın da çalışma programında önemle yer almaya devam edecektir.

Sürdürülebilir büyümenin önündeki bir diğer engel olarak da, bölgesel gelişmişlik farklarını görüyoruz. Bu bağlamda, geçtiğimiz dönemde başlayan bölgesel kalkınma ajanslarıyla işbirliği anlayışının geliştirilerek sürdürülmesini sağlayacağız. Yerel iş dünyası örgütlerinin, bölgesel kalkınma ajansları paralelinde yapılandırılması ve bölgesel kalkınma planlarına etki edebilecek seviyeye getirilmeleri, öncelikli projelerimizden biridir.  

İçinde bulunduğumuz küresel iktisadi sistem, iş dünyamızın da küresel boyutta gelişmeleri yakından takip etmesini gerektirmektedir. TÜSİAD, 1987 yılından beri BUSINESSEUROPE üyesidir. G-20 içerisindeki B-20 oluşumunda aktif olarak rol almaktadır. Türkiye’nin ekonomik gücünün artmasına koşut olarak, bu örgütler içerisindeki ağırlığımız da artmaktadır. Önümüzdeki dönemde gerek yurtdışı temsilciliklerimiz, gerek yeni oluşturacağımız “Küresel Ekonomik İlişkiler Komisyonu” aracılığıyla, uluslararası kurumlardaki çalışmalara katılmaya, stratejik öneme sahip ekonomik, ticari ve yatırım ilişkilerinin geliştirilmesine ve sistemin bizim çıkarlarımızı da gözetecek şekilde tasarlanmasına katkı sağlamaya gayret edeceğiz.

Şimdi de, öncelik alanlarımızdan biri olan AB konusuna değinmek istiyorum. Bu konunun bugünlerde pek de popüler olmadığının farkındayım. Ancak, AB’nin yaşadığı kriz, er ya da geç sonuçlanacaktır. AB kendisini yeniden tanımlar ve yapılandırırken, Türkiye’nin bu sürecin içinde olup, katkıda bulunmasının çok önemli olduğu kanaatindeyim. Yeni AB mimarisinin nasıl şekilleneceği konusunda AB üyesi muhatap örgütlerimiz ile kapsamlı bir çalışma gerçekleştirmeyi planladığımızı da duyurmak isterim.

AB’yle 1996 yılında gerçekleşen Gümrük Birliği ile başlayan süreçte, ülkemiz önemli bir dönüşümü gerçekleştirmiştir. Gümrük Birliği, ekonomimize rekabet gücü kazandırırken, tam üyelik süreci demokrasimizin standartlarının yükselmesini sağlamıştır. Yanı başımızda bulunan 500 milyon nüfus ve ortalama 35.000 dolarlık kişi başına gelirle 17,5 trilyon dolarlık bir pazar oluşturan Avrupa Birliği’yle müzakere sürecini canlandırmak, en önemli önceliklerimizden biri olmalıdır.

Diğer yandan, dış politika açısından, dünyada yaşanan derin güç kayması, ülkemizi de güçlü bir şekilde etkilemektedir.  Çin ve Hindistan baş döndürücü gelişme hızlarıyla geleceğin önde gelen ülkeleri olmaya adaydır. Rusya, petrol ve doğalgaz geliriyle elde ettiği gücünü, dünya siyasi arenasına yansıtma gayretine devam edecektir. İran nükleer enerji programıyla bölgemizdeki ağırlığını artırmayı hedeflerken, Irak’ta istikrarsızlık ihtimali artmaktadır.  

Suriye’de yaşanan trajik iç savaşın ne zaman biteceğini ise hala kestiremiyoruz. Kuzey Afrika’da, “Arap Baharı” süreci, yepyeni, umut verici ama belirsiz gelişmelerin önünü açtı. Tüm bunlar, ülkemizin yaptığı her tercihte dikkate alınması gereken gelişmelerdir. “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” ilkesinin, dünyanın bu çalkantılı ortamında, özellikle bölgemizde- barış içinde yaşamanın anahtarı olduğuna inanıyoruz.

Yönetim Kurulu olarak çalışma planımıza ışık tutacak meseleler ve bunlarla ilgili tespitlerimizi sizlerle paylaştım. Bu gündemin gereklerini yerine getirirken sizlerin desteğine, önerilerine, uyarılarına ihtiyacımız olacak. Yeni bir yapılanma döneminin eşiğinde, TÜSİAD’ın öncülük görevinin her zamankinden daha önemli olduğu kanısındayız. Ümit ediyoruz ki, çabalarımız sonucu iş dünyamız daha geniş ve kapsamlı bir temsil gücüne kavuşacak ve bu sayede, ülkemizin temel sorunlarının çözümü için gerekli toplumsal mutabakata daha etkili katkıda bulunabileceğiz.

Sözlerime son verirken hepinize bir kez daha bizi bu göreve layık gördüğünüz için şahsım ve arkadaşlarım adına teşekkür eder, en derin saygılarımı sunarım.


 



1 2 > >>

BLOG   TÜSİAD   BİLGİ MERKEZİ   TEMEL KONULAR   KOMİSYONLAR   ETKİLEŞİM   
 
Morfoloji.com Karegen.com