YİK Başkanı'nın Mesajı A  A  A



“Büyüme; rekabet gücü, verimlilik ve kaliteli demokrasi olguları üzerine oturtulabilirse sürdürülebilir ve kapsayıcı olabilir. Bu süreç, doğal olarak, hür teşebbüsün var olduğu, açık ve demokratik bir toplumsal yapıyı öngörmektedir. Türk insanının beklentisi de bu yöndedir.”

 



TÜSİAD, rekabetçi piyasa ekonomisinin altyapısının yerleşmesine ve demokratik düzenin sağlamlaştırılmasına yönelik hedeflerine ulaşmak için çalışmaktadır. Bir ülkenin gelişmişlik düzeyi bir bütün olarak ele alınması gereken bir konudur; sürdürülebilir bir ekonomik gelişme, ancak istikrarlı bir siyasi yapı ve demokratik standartların yükseltilmesi ile mümkün olabilecektir. TÜSİAD da çalışmalarını ve görüşlerini bu bütünlüklü yapıyı gözeterek devam ettirmektedir.

1971 yılında ülkemizin önde gelen sanayicileri tarafından kurulan TÜSİAD, gönüllülük temelinde faaliyet gösteren ve kamuoyu tarafından yakından izlenen bir girişimci temsil kuruluşudur. TÜSİAD kuruluğu günden bugüne kadar geçen süre zarfında, çağdaş demokrasinin savunucularından biri olmuş, Türkiye’nin ekonomik, sosyal ve siyasi sorunlarını düzenli olarak gündemine almış, çözüm önerileri üretmiş ve çoğu zaman mevcut gündemi aşan, uzun öngörüye sahip konularda kamuoyunu aydınlatmaya çalışmıştır.

TÜSİAD, Türkiye’de üretim ve yatırım yapan önde gelen kuruluşların, özveriyle ve gönüllü olarak katılacakları, ideallerinden taviz vermeyen bir platform olarak tasarlanmıştır. TÜSİAD’a kurucularından devrolan bu anlayış, her dönemde Türkiye’nin tüm alanlarda gelişimi için mücadele veren işadamları ve sanayiciler tarafından devam ettirilmektedir.

Geçtiğimiz üç yıl Türkiye’de köklü siyasi değişikliklerin yaşandığı, dünya ekonomisinin derin bir krize girdiği döneme denk gelmiştir. Henüz yaşanan sıkıntılar tam olarak sona ermemekle birlikte, bu çalkantılı dönemin ardından ortaya çıkacak tablonun hepimiz açısından sağlıklı ve ümit verici olacağından şüphe etmiyoruz.

Türkiye hem G-20 yapılanması içinde yer alan, hem de bölgesel bir güç olarak profili yükselen bir ülkedir. Merkezinde bulunduğu, çevre bölgelerin ekonomik dinamosu konumundadır. Piyasa ekonomisinin referans alındığı, yönlendirici, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olarak, ‘yumuşak’ gücüyle etrafını etkileyebilen bir ülke konumuna ulaşmıştır.

Dünya 2010’lu yıllarda geçen on yılın miras bıraktığı sorunlarla uğraşmayı sürdürecektir. Yeni dönemin kurgusunda ise yükselen piyasa ekonomilerinin daha fazla söz sahibi olacağını göreceğiz. Bu kapsamda Türkiye de hem ulusal, hem bölgesel, hem de küresel ölçekte değişimin önemli bir unsuru olacağı varsayımı ile yeni dönemi kurgulamalı, politika ve stratejilerini bu anlayışla hazırlamalıdır.

Küresel ekonomik krizin ardından, dünyada daha etkili, daha verimli, daha rekabetçi bir ekonomik yapının sağlanması bir gereklilik haline gelmiştir. Avrupa Birliği’ne (AB) üyelik perspektifi de, Türkiye ekonomisinin gelişiminde, makro ölçekte ve mikro-yapısal alanda sağlam bir referans olma özelliğini koruyacaktır. AB üyeliğinin gerekleri, Türkiye’nin ihtiyacı olan siyasi, hukuki, sosyal ve ekonomik alanlardaki standartlar ile büyük ölçüde örtüşmektedir. AB perspektifi, gerek demokratikleşme, hukukun üstünlüğü, insan hakları boyutunda, gerekse piyasa ekonomisi altyapısı ile Türkiye’nin küreselleşme projesinde bir yol haritası niteliğini taşımaktadır.

AB ile ilişkilerimizde gelmiş olduğumuz nokta, tam üyelik için bir tarih hedeflemeyi gerekli kılmaktadır. Bu tarih, AB’nin yeni bütçe dönemi ve Avrupa Parlamentosu seçimleri göz önüne alındığında “1 Ocak 2014” olmalıdır. Önümüzdeki sürecin somut hedefler doğrultusunda daha iyi tanımlanması ve Türk kamuoyuna her iki tarafın da uyum sürecinden yararlanacağı olgusunun iyi anlatılması gereklidir. “1 Ocak 2014’te tam üyelik” hedefinin ortaya konması, bunun gereklerinin yerine getirilmesi ve bu hedefin topluma benimsetilmesi, değişimi hızlandıran çekici bir güç yaratacaktır.

Büyüme; rekabet gücü, verimlilik ve kaliteli demokrasi olguları üzerine oturtulabilirse sürdürülebilir ve kapsayıcı olabilir. Bu süreç, doğal olarak, hür teşebbüsün var olduğu, açık ve demokratik bir toplumsal yapıyı öngörmektedir. Türk insanının beklentisi de bu yöndedir.

Mustafa V. KOÇ
TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı